23 Ocak 2014 Perşembe

Madalyonun İçi

Kitapçılarda gezmek, en keyifli vakit geçirdiğim zamanlarımdandır benim ...
Yeni çıkan kitaplara göz gezdirmek, çok satanlar listesini incelemek...
İşte bu gezilerden birinde bir kitap gördüm...
Çok satanlar listesinin üst sıralarında bir psikoloji romanı, yabancı bir yazar tarafından yazılmış ...  
O kitabın Türk psikolojisini çok da iyi yansıtamayacağını düşündüm kendimce...Belki de ön yargılı davrandım biraz. Ama bence insanların psikolojileri, yaşadıkları toplumla da yakından ilişkili...
Bir başka kültürde yaşayanlar için çok doğal kabul edilebilen bir olay,yaşam tarzı ya da davranış, bizim kültürümüzde farklı karşılanabiliyor.
Bu nedenle bu şekilde yazılan yani bir psikiyatrın günlüklerinin bir Türk doktor tarafından yazılıp yazılmadığını araştırdım ve sonunda bu kitaba ulaştım...

Madalyonun İçi...

Gülseren Budayıcıoğlu'nun bu kitabını elime geçtiği ilk günden itibaren ilgiyle okudum...
Zaman zaman kendimden de bir şeyler buldum.
İnanmazsınız belki ama bazen oturup kitabın kahramanları için gözyaşı döktüm.
Duygusal zamanlarıma denk geldiler sanırım :)

Kitabın isminden başlayacak olursam, bir kitaba ancak bu kadar güzel bir isim bulunabilirdi.
Bence bu isim insanı tanımlıyor. Dışarıdan bakıldığında gösterişli, ama içerisinde neler gizli olduğunu bilmediğimiz biz insanları ...


Kitap kesinlikle çok sürükleyici nasıl bittiğini anlayamıyorsunuz. Bir psikiyatrın hastalarıyla geçirdiği terapi seanslarını anlatıyor... Kimler yok ki bu hastaların arasında...



"Yıllardır "panik atak" yaşayan bir iş adamı...

Kendini peygamber ilan eden bir doktor...
Çok temiz olmak uğruna evlerini "çöp apartman" haline getiren güzeller güzeli üç kız kardeş...
Kendini bildiği günden beri, babası başta olmak üzere, çevresindeki bütün erkeklerden dayak yiyen genç bir kadın...
Ağır ceza reisi bir babanın "fahişelik" mesleğini seçen kızı...
Radyo ve televizyonlardaki bütün şarkıların kendisi için çalındığını zanneden genç bir devlet memuresi...
Dünyaya kız olarak gelen ancak kendini erkek hisseden bir transseksüel...
Ölümcül bir hastalığa yakalanmış genç bir bankacı...

Bu kitapta Türkiye'de değişik nedenlerle psikiyatra başvuran her kesimden insanımızın hikayelerini bulacak, başta aşk ve ölüm olmak üzere "insanlık halleri" ile karşılaşacaksınız. 

İnsanlar size içini açacak, en gizli sırlarını sizinle paylaşacak. Ve bütün bu sorunlar, hastalar ve hastalıklar karşısında Türkiye şartlarında bir ruh doktorunun duygularını, düşüncelerini, yapabildiklerini ve yapamadıklarını göreceksiniz. 

Bu kitabın bir yerlerinden mutlaka kendinizi bulacak, kendinizle yüzleşeceksiniz. Okudukça, yaşamın, sağlığın, sevginin ve huzurun değerini daha iyi anlayacak; her damlası ayrı bir duygunun rengini taşıyan bir çağlayanın altından geçecek ve  tertemiz olacaksınız. "


 Arka Kapaktan...

Çocukluğuna inelim, diye klişe bir söz vardır ya hani :) İşte bu kitapta çocukluk dönemindeki hataların, aile yaşamının, ilk eğitimin, toplum baskılarının insan yaşamı üzerinde nasıl etkiler bıraktığını, insanı nasıl şekillendirdiğini, bu hastaların terapilerine konuk olduğunuz sırada bir kez daha görmüş oluyorsunuz. 

Bu nedenle bu kitabı herkese tavsiye etmekle birlikte, özellikle anne babaların mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum. 

Bu arada, evet kitabın konusu bir hekimin hastaları ile yaşadıkları terapi seansları, ancak etik olmayan herhangi bir durum söz konusu değil, hastaların isimleri değiştirilerek kullanılmış.  

Kitabı gerçekten severek okudum ve bittiğine üzüldüm :((
Aslında bu kitapla çok geç tanıştığım için de üzüldüm.
Yazarın diğer kitaplarını incelediğimde 2008 yılında çıkan Günahın Üç Rengi  ve Hayata Dön isimli kitaplarının olduğunu gördüm ve hemen temin ettim. Okur okumaz sizlerle paylaşacağım ...
  


Gülseren Budayıcıoğlu


GÜLSEREN BUDAYICIOĞLU 1947 yılında Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra, 1966’da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi. Tıp öğrenimi sırasında 1968 yılında yayına başlayan TRT televizyonunun açtığı spikerlik sınavını kazanarak TRT’ye kadrolu spiker olarak atandı ve bu kurumda beş yıl boyunca spiker ve Türk müziği programlarında sunucu olarak görev yaptı. 1972’de Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, 1973 yılında evlendi ve TRT’den ayrılıp Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’ne asistan olarak girdi. 1977’de uzman oldu ve 1982 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1982 yılında üniversitede doçent olmak üzereyken, tercihini hocalıktan değil, doktorluktan yana yaptı ve üniversiteden ayrıldı. 23 yıl Ankara’da serbest hekim olarak çalışan Gülseren Budayıcıoğlu, 2005 yılında yine Ankara’da, en büyük hayalini gerçekleştirerek Türkiye’nin ilk ve tek psikiyatri merkezi olan ve ülkemizdeki her kesimden insanın başvurabileceği “Özel MADALYON Psikiyatri Merkezi”ni kurdu. Yıllar süren birikimlerini toplumla paylaşmak amacıyla bu kitabı hazırladı

2 yorum:

  1. Çok severek okuduğum bir kitaptı, diğer kitaplarını da okudum. İnanılmaz hikayeler var içinde, insan yok canım gerçek değildir diyor. Çok keyifli ve sürükleyici.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Benim de hayretle okuduğum hikayeler oldu. Üstelik bunların gerçek olduğunu bilmek, bir insanın en yakınlarına nasıl zarar verebileceğini görmek daha çok etkiledi beni. İlk iki kitabı keyifle okudum... Üçüncüsünü sipariş verdim ... Bugün yarın gelir, heyecanla bekliyorum.

      Sil

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...